Romanlar yaralı ruhların sessiz yoldaşı oluyo

 

Okurdan büyük ilgi gören yeni romanı ‘Gece Açan Çiçekler’de İstanbul’da eski ahşap bir konak üzerinden şehrin dönüşümünü anlatırken, odağına bir ailenin dağılma hikâyesini alan yazar Tarık Tufan: “Romancı anlatmayı bıraktığında hayat güllük gülistanlık olmuyor. Romancının yaptığı ‘acıları toplumun yüzüne vurmak’ değil, insanın acılarına şefkatli bir elle dokunmak ve ona ‘anladığını hissettirmek’tir. Romanlar, yaralı ruhların yalnızlığına ortak olurlar.”

OĞUZHAN ÖZTÜRK

Günümüz romancılığının usta kalemlerinden Tarık Tufan’ın 12’nci eseri ‘Gece Açan Çiçekler’ Ocak 2025’te Doğan Kitap etiketiyle okurla buluştu. Tufan, yeni romanında İstanbul’un Vefa semtinde ayakta kalan son ahşap konaklardan biri olan Canfeda Konağı’nda yaşayan bir ailenin dramatik hikayesini anlatıyor. Yaşadığımız coğrafyanın politik geçmişinin ruhlarımızda yarattığı sosyolojik sarsıntıyı da romanında katman katman işleyen Tufan’ın kitabı kısa sürede okurdan büyük ilgi gördü. Bugünlerde şehir şehir gezen, birçok imza ve söyleşilerde okurları ile bir araya gelen, adeta bir Türkiye turuna çıkan Tufan ile yeni romanını KARAR okurları için konuştum.

19kr02-kitap-dek.jpg

Merhaba abi. Söyleşi teklifimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim. Nasılsın görüşmeyeli? Hayat nasıl gidiyor?

Hayat öğreterek, eğiterek, acıtarak, teselli ederek devam ediyor. Canımızı yakmak pahasına ruhumuzu olgunlaştırarak akıp gidiyor.

Geçtiğimiz günlerde on ikinci kitabın, yeni romanın ‘Gece Açan Çiçekler’ Doğan Kitap’tan tazecik çıktı. ‘Kekeme Çocuklar Korosu’ndan bugüne değin neler oldu? Biraz hislerini merak ediyorum…

Hikâyenin peşinde yol almaya devam ediyorum. Sanki henüz anlatılmamış ve muhakkak anlatmam gereken bir hikâye varmış da her seferinde bir adım daha yaklaştığımı hissediyorum. Zaman zaman da bunun asla mümkün olamayacağını, o hikâyenin hiçbir zaman tamamlanmayacağını düşünüyorum. Roman yazmak bu dünyada kendi varlığımı, özümü, hakikatimi arama uğraşımın en önemli parçası. Geriye dönüp baktığımda arkamda kocaman bir dünya olduğunu görüyorum. Bir romancı yalnızlığıyla başladığım yolculuğa okur dostlarım katılıyorum.

Gelelim ‘Gece Açan Çiçekler’e… Ruhunun, bedeninin sürekli İstanbul’un sokaklarında attığını biliyorum. Romanı okumaya ilk başladığımda şaşırmadım aslında. Eski bir konak, Vefa, İstanbul… Roman nasıl çıktı ortaya sahiden?

Roman fonda İstanbul’un eski bir semtinde, eski ahşap bir konak üzerinden şehrin dönüşümünü anlatırken odağına bir ailenin çözülme, dağılma hikâyesini konu ediniyor. Bir tür vedalaşma, şehre ve geçmişe. Hafızalar arasında dolanırken birbirine çarpan hikâyeler. Romanlardaki İstanbul’un son şahitlerinden biri Canfeda Konağı’nda yaşayan bir ailenin geçmişin sırları ve günahlarıyla olan yüzleşmesini anlattım. Dört kardeş konakta geçirdikleri son gece geçmişle derin bir kavgaya tutuşurlar. Öte yandan yüz yılı aşkın bir zaman önce Osmanlı zindanında ölümü bekleyen Derviş Ali de bize aşkını ve kendisini ölüme götüren hikâyesini anlatıyor. Romanın ortaya çıkmasına vesile olan Vefa’da eski, köhnemiş bir konak ve Abdülhamid’in baş ressamı Fausto Zonaro’nun bir sergide gördüğüm ‘Dervişler’ isimli tablosu.

Roman kapağındaki portre, Handan Hanım’ın portresi mi?

Evet Handan Hanım’ın portresi. Roman boyunca kimin yaptığı büyük bir sır olarak kalan portre.

Her ‘aile’nin sırları var mıdır?

Aile merhamet, dayanışma, muhabbet kaynağı olduğu kadar sırların, çatışmaların, üzeri örtülmüş günahların da hikâyesidir. Aile, kimi zaman üyelerinin birbirlerinden kimi zaman da başkalarından sakladığı sırlarla örülüdür. Hayatları birbirine bu kadar yakın olan insanların birbirlerinden sakladığı sırlar oldukça karanlıktır.

Her zaman olduğu gibi çok fazla ‘vurucu’ cümleler var kitapta. Eminim okurların altını çizmedik yer bırakmamıştır. ‘Acılar’ı yüzümüze vurmayı bir gün bırakacak mısın abi?

Ben susunca acılar ortadan yok olmuyor. Romancı anlatmayı bıraktığında hayat güllük gülistanlık olmuyor. Romancının yaptığı ‘acıları toplumun yüzüne vurmak’ değil, insanın acılarına şefkatli bir elle dokunmak ve ona ‘anladığını hissettirmek’tir. Romanlar, yaralı ruhların yalnızlığına ortak olurlar. Romanlar, kalbinde sızıyla yaşayan insanların karanlık yalnızlığına eşlik ederek, bir umudu hatırlatırlar.

Bu dünyada gerçekten ‘Âşıklara Yer Yok’ mu abi?

Âşığın yüreğine, ruhuna dar gelmeyen mekân bu dünyada bulunmaz. Âşığın gönlünü bir yere sığdırması ne mümkün! Aşk insan ruhunun bu dünyadan öteye taştığı bir hâldir. Bu yüzden de ancak arifin yüreğinde eksilmeden kalır. Her insanın harcı değil aşkı kalbinde taşımak.

Son olarak, sence Halide ‘huzura’ kavuştu mu?

Bu dünyada insana huzur veren şeylerden biri, onu gerçekten anlayan biriyle karşılaşmaktır. Halide de onu anlayan biriyle karşılaştığı anda bir parça olsun huzura kavuşmuştur

YANGIN METAFORU BİR YÜZLEŞME ÇAĞRISI

Her iki hikâyede geçen ‘yangın’ metaforu bir ‘felaket’i mi simgeliyor?

Her iki hikâyenin kahramanları, ailenin büyük kızı Halide ve Derviş Ali arafta kalmış ruhlardır. Arafta kalan ruhlar derin acılar içinde kendi hikâyelerine anlamlı bir son ararlar. Arafta kalmış her ruh yarım kalmış hikâyenin tamamlamanın peşindedir. Yarım kalmış hikâyeler insan ruhunu içten içe çürütür ve onu yokluğun belirsiz karanlığına savurur. Yangın bir tür kıyamet işareti. Yüzleşmeye çağrı. Cesaret ve dürüstlükle içe dönmeye davet.

Konağın gerçek ‘annesi’ Halide gibi… Halide’nin annesinin de Handan Hanım olması gerekmiş gibi bir hisse kapıldım. Ne dersin?

Bazı ailelerde sorumluluk sahibi çocuklar zaman geçtikçe ebeveyn rollerine bürünüyor. Bu bir tercih değil, anne babanın çocuklarının hayatına karşı duyarsız ve nobran tavırları, ailede baş gösteren huzursuzluk, karmaşa, sevgisizlik ortamı bazı çocukları büyütüp anne babalarının yerlerine geçmesine sebep oluyor. Ailede en çok yaralananlar, ailenin bütün yükünü sırtlananlar, kendi hayatını ıskalamak zorunda kalanlar işte bu çocuklar. Ailelerin karanlık hikâyeleri bazı çocuklara erkenden büyümeyi ve rollerini değişmeyi dayatıyor. Böylece kendi gelecek hayallerinden vazgeçmek zorunda kalıyorlar. Aile bazen kendi içinde kurban arar; bu kurban genellikle en merhametli, en şefkatli ve en diğerkâm birey olur.

TARIK TUFAN KİMDİR?

51 yaşındaki yazar Tarık Tufan’ın 12’nci romanı ‘Gece Açan Çiçekler’ Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı. Tufan, romanlarının yanı sıra ‘Uzak İhtimal’, ‘Anons’, ‘Yozgaz Blues’ ve ‘Şanzelize Düğün Salonu’ filmlerinin de senaryosuna imza atan bir isim olarak biliniyor.

KAYNAK: https://www.karar.com/kultur-sanat-haberleri/yarali-ruhlarin-yalnizligina-romanlar-ortak-oluyor-1943220